WORLD ALPAGU FEDERATION DÜNYA ALPAGU FEDERASYONU TÜRK SAVAŞ SANATI
   
 
  TÜRKLERİN SPORA ETKİLERİ



ÇİN TARİHİNDE TÜRKLERİN YERİ
 

Çin tarihi en eski çağlar,eski Çin devletleri ve cumhuriyet devri olmak üzere üç bölüme ayrılır.En eski çağlar,M.Ö.1050 ve M.S.220 yıllarına dayanır.Bir çok tarihçi bu tarih kesitlerinde Çin'in gelişme devrelerindeki Türk'lerin etkisinden bahsetmişlerdir.Çin'in bu devrelerde şekilleşen kültürü ve çeşitli sanatları'ki bunlardan sadece bir kaçı olan vazoculuk,çömlekçilik,çizgili seramik türleri vb. sanatlarda mutlak sürette başka medeniyetlerin etkisi olabileceği gibi özellikle Türk'lerin'de derin etkileri vardır.Günümüzde eski medeniyetlerin aynası olan bu sanatların Orta Asya'nın taş devrine ait ilk insanlık sanatları olmasına rağmen, bu kültürel gelişmeyi Çin kendi nufus yoğunluğuyla kendine mal etmeye çalışmıştır.

Çin arkeoloji tarihinde'de bir leke teşkil eden bu durumu zamanın büyük alimleri MÖSYÖ VİGNİER,RENE GROUSSET ve ünlü alim UMERAHA eserlerinde bahsederek tüm Dünya'yı bilgilendirmişlerdir.Bu durum kitabımızın ilk bölümünde bağsettiğimiz gibi,Çin'lilerin gelişen her kültürel faliyeti sahiplenmeye çalışmalarına iyi bir örnektir.Biz bu ve bunun gibi bir çok tarihsel örnekler olan realitelere fazla girmeden Kung-fu spor'unun en popüler olduğu dönemlerdeki Çin'in idari yapısını inceleyerek konumuza devam etmek istiyoruz.

Çin'in ikinci tarihi olarak bilinen M.S.200 ler, Çin'de krallık,derebeylik,mutlak diktatörlük ve imparatorluk devirleridir.M.Ö.249 kadar ayakta kalmayı başaran DOĞU, ÇOU devleti Çin'in manevi kültürünün en çok geliştiği ve inceldiği bir devir olmuştur.KONFÜÇYÜZ veya diğer adı ile KUNG-DZI ve LAOT-SE yada LAV-DZI ismiyle bilinen ünlü filozof ve düşünürler bu devirde yetişmiştir. Sülalelerin'de hakim olduğu bu devirlerde yedi feodal beylikten en kuvvetlisi olan T-SİN beyliği diğer beylikleri yenerek,ilk defa Çin birliğini kurmayı başarmıştır.Çin ismide efsaneye göre bu T-SİN kelimesinden meydana gelmiştir,ayrıca T-sin zaman içerisinde dinsel bir görüş olmuştur.M.Ö.206 dan M.S.220 yılları arasındaki dörtyüz yıllık han sülalesi egemenliği zamanı sürekli Türk akınlarına ve savaşlarına rağmen Çin tarihinin altın devri yaşamıştır,Çünki devlet GENTRY yani aydın memurların idare ettiği bir yönetim altındadır.M.S.220 de HAN sülalesinin yıkılmasından sonra 618 de T-ANG sülalesinin kurulmasına kadar geçen zaman birimi,denilebilirki Çin'de Türk kavimlerinin egemenliği devridir.Bu tarihler ise Kung-fu ve savaş sanatlarının en popüler olduğu ve gelişimini en üst düzeye çıkardığı dönemdir. 


KUNG-FU KUZEY STİLİ & TÜRK'LER
 
ÇA-OLUR,VEİ-HİYA ve LEANG devletleride kuzey Çin'de Türk asıllı kimseler tarafından kurulmuş olan Çin devletleri olduğuda tarihi bir gerçektir.Üç sülale devri denilen bu devirde, sülaleler birbirleri ile daima boğuşuken,Hun'lularda yeniden kuvvetlenmiş ve Çin'in kuzey bölgelerini ele gecirmişlerdir.Çin böylece biri kuzey'de yabancı öteki güneyde yerli olmak üzere iki kültür bölgesine ayrılmıştır.Bu ayrılış Kung-fu stillerinin'de kuzey ve güney adıyla ikiye ayrılmasına sebeb teşkil etmiştir.580 yılına kadar süren bu ayrılış sonucunda birbirinden farklı iki kültür meydana gelmiştir.Güneyde eski Çin gelenekleri ve Budizm'in hakimiyeti olduğu halde kuzeyde bir Türk kültürü olan Toba gelenekleri ve gök dini gelişmiştir Çin'in en büyük gelir kaynağı olan ipeğe garp bölgelerinde pazar bulmak için,Türk'lerle devamlı mücadele eden Çin'liler,çatışma hatta zaman zaman savaşa dönüşen bu mücadelelerin çoğundan mağlup ayrılmışlardır.Türk'lerin üstün savaş kabiliyetleri karşısında sürekli ezilen Çin'liler dağa sonra taktik değiştirerek çeşitli entirikalara baş vurmuşlar Türk kabilelerinin aralarına ajanlar sokarak kabile ve boy'ları birbirine düşürmek süretiyle Türk'lerin savaş güçlerini düşürmeye çalışmışlardır.Yine ordularını Türk usülüne göre yetiştirerek özellikle Hun silahları ile techiz ettikten sonradırki ancak Türk'lerle başa çıkabilmişlerdir.


TÜRK TARİHİ & TÜRK'LERİN ÇİN TOPRAKLARINDAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ
 
Türk'ler Dünya'nın en eski ve devamlı kavimlerinden biri olup,aşağı yukarı dörtbin yıllık bir tarihe sahiptirler.Orta Asya'daki anayurttan başlayan sürekli göç hareketleri Türk'lerin aynı zamanda nufusça kalabalık olduğunuda gösterir.Türk'ler bu nufus çoğunluğu ve faal durumları dolayısıylada Dünya tarihinde mühim rol oynamışlardır.M.Ö.1100 lerden itibaren kalabalık kütleler halinde Çin'in ŞİMAL-İ garbisindeki KON-SU ORDOS bozkırlarına doğru kaymaya devam etmişlerdir.Burada yaşayan halk Çin menşeyli olup Moğollar ve Tibet'lilerin tüm kültür taarruzuna rağmen ziraate dayanan LUNG-SHAN adlı eski bir kültürle yaşamlarına devam etmişler ancak Türk'lerin her yönden müdahaleleri ile Türk etkisinde oluşan farklı bir kültürü kabul etmişlerdir.


YANG-SHAO diye anılan ve bugünki gerçek Çin kültürününde esasını teşkil eden bu yeni kültürün siyasi sahada belirtisi olan CHOU devleti M.Ö.1050 ve 247 tarihleri arasında var olmuş ve diğer gelişen Çin devletleri ve kültürlerinede yol göstermiş ve etkilemiştir.Türk'lerin diğer milletlerden ayrıcalıklı bir şekilde kendi kültürlerinin misyonerliğini başarılı bir şekilde yaptıkları reddedilmeyecek tarihsel bir gerçektir.Yine Çin kaynaklarında Hİ-UNG-NU adı ile gösterilen topluluğun çekirdeğini'de şüphesiz Hun Türk'leri oluşturmuştur.Diğer taraftan Hindistan'ın İNDUN-PENCAP havalesine doğru ilk Türk hareketinin M.Ö.1000 başlarına rastladığı tahmin edilmektedir.

Konumuzun bu noktasında Türk'lerin Çin toprakları üzerindeki hakimiyetini bize adeta tescil edici nitelikte olan Çin toprakları üzerinde kurulan bazı Türk devletlerini belirtmek istiyoruz. Bunlar,TABGAÇ,GÖKTÜRK HAKANLIĞI,UYGURLAR,KAN ÇOU UYGUR DEVLETİ, KIRGIZLAR, TÜRGİŞLER ve KARLUKLAR'dır.Türk kolları dağa genelde Çin topraklarında batı Çin ve doğu Türkistan'da yoğundur.Ayrıca Türk tarihinde rastlanan,Karahanlı hükümdarlarının kullandığı TOMGAÇ ve TAVGOÇ HAN ünvanları Türk'lerin Çin'e hakimiyetini ifade eder,çünki Çin'lilerin TOPA diye telaffuz ettikleri Türk'lerin TABGAÇ boyu kısa zamanda gelişip Çin'in bir bölümünü ele geçirerek,Çin üzerinde uzun yıllar hakimiyet kurmuştur.Ancak zamanla Tabgaç devleti Budizm'den etkilenmiş , bu dinin etkisi ve dğer kültürel sebeblerle Türk'lerin savaşcı niteliği kaybolmuş ve zamanla bu devlet erimiştir.

479 yılında Tabgaç devletinin sınırları içerisinde yüzden fazla Budist tapınağı ikibinden fazlada Budist rahip bulunmaktadır.Çin tarihindeki Türk'lerin etkisini ünlü Türk tarihçisi RIZA ÇAVDARLI ,İLK TÜRKLER adlı eserinde çok değişik ve ileri boyutlardaki ilginç iddalarıyla ele almıştır.1938 yılında yazılan bu eserde Rıza çavdarlı,Çin'e giren ilk ilkel dinlerin Türk'lerden geçtiğini ve ünlü düşünür Konfüçyüs'ün Türk topraklarında doğduğu ve Türk neslinden geldiğini idda etmiş ve Budizm'inde Türk tesiri altında geliştiğini kendine göre delilleriyle açıklayarak,tarihsel boyutları incelenmesi gereken iddaları ortaya atmıştır.Tarihsel realitedirki Türk'ler Göktürk'lerden bu yana gerçek anlamda Çin'e hükmediyorlardı.Bu önemli dönem ise M.S.500 yıllara kadar uzanır.İşte bu tarih kesiti döğüş sanatlarının Çin'de en üst düzeyde çalışıldığı dönemlerdir.

Başta ülkemiz olamak üzere tüm Dünya kung-fu spor'unu Çin sinemasının çevirdiği teknolojik acıdan yetersiz fakat Çin tiyatrosunun estetik ve hareketli kültürünün beyazperdeye verdiği ilginçlikle tanımıştır. Bu filmlerin senaryoları genellikle yukarıda bahsettiğimiz Türk üstünlüğü ile geçen dönemlerde yaşanan efsaneleri ve hikayeleri konu almakta,var olduğuna inanılan yenilmez savaşcılar ve ustaların mücadeleleri anlatılmaktadır.Shaolın mabedi ve o mabedin döğüş ustası rahiplerinin kötülerle olan mücadelelerinde insan üstü güçlerini kullanarak galip gelmeleri genelde en fazla kullanılan konulardan biridir.Bunun gibi Çin'li savaşcıların ve döğüş ustalarının olağan üstü güçleri bu filmler sayesinde tüm Dünya'ya Kung-fu ve Çin propagandası olarak izlettirilmiştir.

Günümüzde devletler tarafından özellikle spor'un kültürel bir misyonerlik aracı ve siyasi etkiyi arttırıcı araç olarak kullanıldığını düşünürsek Çin'in bu davranışını anlamamız dağada kolaylaşır.Spor kültürel aktarımları sağlayan önemli bir unsurdur.O kültüre ait branşlar halka ait olan her şeyi içne alır adeta halkın içini gösterir,yaşayış düzenini alışkanlıkları kısaca tüm kültürü yansıtır.İşte bu filmlerin meydana gelmesindeki en önemli etken bu kültür satışıdır. Fakat ne gariptirki Çin tarihi boyunca Türk'lerle sürekli devam edegelen sert çatışmalar ve savaşlar bu filmlere asla konu edilmemiştir.Hiç bir Çin döğüş filminde bu konu ile en ince bir ayrıntıya dahi rastlanmaz.Halbuki o dönemlerde göğüs göğüse yapılan mücadeleler , konusunu sadece savaş sanatlarıyla oluşturan bu filmler için önemli bir kaynaktır.Bize göre bu tarihsel gerçekleri gündeme getirmemenin sebebi, yukarıdaki satırlarda'da belirttiğimiz üzre Çin ve Türk milletleri arasında tarih boyunca gerçekleşen savaş ve çatışmalardan Türk'lerin çoğunlukla galip çıkmasıdır.Konumuzun bu noktasında bir düşüncemizi belirtmek istiyoruz.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız konularda,kendi milletimizi tek taraflı üstün göstermeye çalıştığımız veya milliyetçilik duygusallığıyla tarihte gelişen bir çok olguyu Türk'lere mal etmeye çalıştığımız anlaşılmamalıdır.Bu eserde konu olan Türk'lerle ilgili tarihsel gerçekler,tarih ansiklobedilerinden ve yabancı kaynaklardan derlenmiştir.Ayrıca Türk ırkını Çin ırkında üstün gösterme gibi bir niyetimizde asla yoktur,ancak sık sık karşıya gelen iki milletin yaptığı savaşlarda Türk'lerin üstünlüğü bir gerçektir.Çin seddinin yapılma amaçı herkesçe bilinmektedir.Tüm bu iddaların aksine amacımız Çin'li tarihçilerin tek taraflı ve çifte standart yaparak yazdıklarına inandığımız Kung-fu tarihine değişik bir bakış açısı getirmek ve bunu tarihi,ilmi ve mantık ölçüleri içerisinde kanıtlamaktır.

Bize göre Çin haksız bir şekilde Kung-fu spor'unu tek başına sahiplenmiş ve bu sistemin gelişimindeki Türk ve Hint unsurlarını sadece göz ardı etmekle kalmamış, hiç bir yazılı kaynakta dahi tarihsel bir gerçek oldukları halde bu iki unsurdan hiç bahsetmemişdir.Türk'ler gibi Hintlilerde aynı çifte standarda uğramışlardır.Hint döğüş sanatları tarihinde çok eski zaman birimlerine uzanan KALARİPAYT isimli bir döğüş sisteminin zamanla HİNT KENPO'su adını aldığı ve bu sistemin yine Hint'li rahip Bodhidharma ile Çin'e geldiği ve yine bu rahip sayesinde Çin Budist mabedlerinde ilkel bir biçimde çalışılan Çin Kung-fu'su ile birleşip ilk sistemli Kung-fu'nun ortaya çıktığını düşünürsek Kung-fu tarihindeki Hint etkisinide görmüş oluruz.Çin'in en önemli avantajı hatta başarısı bu sanatları kendi toprakları üzerinde sistematize etmesidir.Bu sebebten dolayıdırki Kung-fu'ya sahiplenme hakkını kendilerinde bulmuşlardır.

Bilinen gerçektirki hemen hemen her uygarlığın tarih süreci içerisinde kendi kültürüne bağlı olarak geliştirdiği bir döğüş sanatı vardır.Örneğin beşbin yıllık bir mısır mezarında döğüş ve savunma hareketlerini içeren taş resimler bulunmuştur.Yine geçmişi M.Ö.2000 ila 3000 yıllara kadar uzanan iki Babil eserinde bugünki modern savunma sanatlarının tekniklerine benzer resimlere rastlanmıştır.Çin'de kendi kültürü ile muhakkakki bir döğüş sanatı geliştirmiştir bunun adıda Kung-fu'dur.Ancak bizim itarızımızı oluşturan temel nokta bu sporun gerek ilk temelleştiği noktada gerekse dağa sonraki yıllarda'ki gelişiminde büyük etkisi olan Türk'lerden hiç bir sürette bahsedilmemesidir. Malesef bu konuda'da elimizde yeteri kadar bilgi ve kaynak yoktur.Bu tarihsel belgeleri Çin'li tarihçilerin yazdıklarını düşünürsek buda normaldir.Elinizdeki eserde bu zor şartlar altında yazılmaya çalışılmıştır.Ancak bir ilke imza atarak Do spor'larının tarihi ile ilgilenen Türk spor'cuları için çok uzun geçmiş tarihlere uzanan atalarımızın hakkını verme açısından bir başlangıç olaçaktır inşaallah. 

Türk ırkının sadece Çin'lilere değil karşı karşıya geldiği çeşitli milletlerin ordularınada genel bir üstünlük sağlamıştır.Savaşlarda dayanılmaz gücü olan Türk'lerin bu özelliği nereden gelmektedir,bu sorunun cevabını Çin,Bizans,Rus,Süryani ve Türk kaynaklarda yaptığımız incelemeyle bulmaya çalıştık. Bu konudanda özet olarak bahsedip tüm Dünya milletlerinin kabul ettiği Türk'lerin üstün savaş güçünün sırrını ortaya çıkarmaya ve bu sayede Çin üzerindeki etkisi iddalarımızı daha sağlam temellere oturtmaya çalışacağız.

TÜRK SAVAŞÇILARININ YETİŞMESİ 
Yabancı tarihçiler Türk'lerden önceki kavimlerin atlı muharebe usullerini pek bilmediklerini idda etmişlerdir.Bununla birlikte Türk'ler hakkında aşağıda okuyacağınız satırlar gibi bir çok tarihsel gerçekleri birazda överek anlatmışlardır.Yine bir çok tarihçi HUN'luların Türk boylarında olup olmadıklarını tartışmışlardır.Ortaya çok değişik görüşler atılmış,fakat Hun'luların bir Türk'lerin Oğuz boyundan meydana gelen bir kabile olduğu kanısı ağır basmış ve bir çok tarihçi Hun'lulardan Türk diye bahsetmişlerdir.Geleceğin oklu Hun ve Türk savaşçıları dağa çoçuk denecek yaşta talimlere başlıyor,koyun sırtında biniciliği deniyor,sonra sincap,gelincik ve kuşlara sonra tilkilere ve tavşanlara ok atarak atıcılığa alışıyor,büyüdüğü zamanda mükemmel bir atlı muharip oluyordu.Henüz ayakta durabilecek bir Türk cocuğunun yanında eğerlenmiş bir at hazır bulunurdu.

Türk'ler at sırtında yerler, içerler,alış veriş yaparlar, sohbet ederler ve uyurlardı,Yine Türk'ler at üstünde ölmeyi şeref sayarlar,hastalanarak ölmektende utanç duyarlardı.At başka bir kavmi yalnızca taşıdığı halde,atın sırtı Türk'lerin ikametgahı idi.Eski Türk'lerde fertler savaşçılık ve mücadele sahasında şahsiyetlerini bulurlar ve gösterecekleri kahramanlık ölçüsünde cemiyette yerlerini alırlardı.Kadınlarda aynı şekilde yetişmiş olup çok kere erkeklerle birlikte savaşa katılırlardı.Türk'ler komşularına nazaran nufus bakımından mukayese edilemeyecek kadar az insan güçüne sahip olmalarına rağmen,Asya'nın en güçlü ordusuna sahip olmuşlardır.Buda teşkilatçı ve düzenli askeri birlik bulundurmalarından kaynaklanıyordu.

Ordularının en büyük başarısı süratlarıydı.Çevik Türk atlı birlikleri düşmanı ani baskınlarla kısa zamanda imha ediyorlardı.İlk vuruşta imha edmesse,süratle geri çekilir,düşmanı peşine takarak geniş Türk topraklarına çekip yorup aniden sıkıştırıp imha ederdi.Türk boylarında yeni yetişen bir gencin isim dahi alabilmesi önemli ve zor şartlara bağlıydı.Çok vahşi bir hayvanı avlaması veya bir kahramanlık göstermesi gerekirdi.Tüm bunlardan hariç çok iyi at binmesi,ok atması,hayvanlarla ve insanlarla göğüs göğüse mücadele etmesi,güreşi ve tekmeli yumruklu savaşmayı vb.bir çok meziyeti üzerinde taşıması gerekmekteydi.Yine yabancı kaynaklarda belirtildiği üzere Türk halkına sürekli başarılar sağlayan ve aynı zamanda savaş hazırlığı vasfında'da olan daimi spor hareketleri idi.Ata binmek ok atmak karşılıklı döğüşmek herkesin günlük meşgalesi idi.Cirit,gülle atma,güreş,yırtıcı kuşları avlama vb. mücadele azmini kuvvetlendirici çalışmalara kadınlarda katılır ve bugünki modern futbol,golf ve polo'ya benzer top oyunlarını sık sık oynarlardı.

Özellikle bugünki ismi ile Polo çok eski bir Türk spor'u olduğunu bir çok tarihçi kanıtlamıştır.Bu spor'un orjinal isminin ÇEVGAN olduğu ve İngilizlerin Hindistan'da, Timuroğullarından bu spor'u görüp,alarak bütün batıya ve dünyaya yaydıkları bir realitedir.Ünlü Türk gezgini Evliya çelebide eserlerinde ,Bitliste Şerefhan camii yanındaki Çevgan meydanında haftada bir gün sürekli bu oyunun oynandığınından bahsederek Türk'lerin yakın zamanlara kadar bu eski spor geleneğini sürdürdüklerinden bahsetmiştir.Yine Atalarımızın ilk denedikleri ve sürekli yaptıkları spor şekilllerinin temelini kuvvet denemesi ve bugünki modern güreşe benzer,ABA GÜREŞİ olduğu bilinmektedir.

Yine Türk kültüründen kaynaklanan ATLI SPORLAR,ATICILIK,ÇİRİT,MATRAK,ÇÖGEN, GÖKBÜRÜ,TEPÜK,,KILIÇ ,KARAKUCAK,YAĞLI GÜREŞ,KIRIM , ŞALVAR vb.gibi sporlar dağa çok savaşa hazırlık ve fizik gücü geliştirme ve gelenekleri sürdürme amacıyla Orta Asya Türk'lüğünden Selçuklulara,Osmanlılara ve Türkiye Cumhuriyetine kadar bir sosyal miras olarak yaşatılmış ve korunmuştur.620 yıllık bir geleneği sürdürmek için Edirnede her yıl yapılan Kırkpınar güreşleri bu konuda tipik bir örnektir.Tür'kün Rumeliye geçişinide beldeleyen tarihi bir olaydır.Tüm bu tarihi gerçeklerin sonucunda bir çok spor tarihçisi savaş sanatlarından türeyen mücadele spor'larının bir çoğunun temelini Orta Asya'daki Türk'ler tarafından atıldığını idda ederler. Bu tarihçilerin içerisinde bir çok Arupalı bulunduğu gibi Japon ve doğu kökenli tarihçilerede rastlamak mümkündür.

HUN BOKSU 
Batı'da Çin'lileri doğuda Roma'lıları dize getiren Türk kavminin atalarından olan Hun Türk'leri en az bugünki çağdaş mücadele spor'ları kadar,o zamanın şartlarına göre müthiş bir döğüş sanatına sahiptiler.Bu noktada bir değerlendirme yaparsak hayli ilginç sonuçların karşımıza çıktığını görürüz.Örnek olarak Kung-fu tarihinde bahsi geçen M.S. ilk yüzyıllardaki Çin'li efsanevi savaşçılar, yenilmez kahramanlar,şanlı ve şerefli ordular adlarını yavaş yavaş tarih sahnesine yazdırırken,Türk boylarının yetiştirdiği savaşçılar,her türlü savaş silahlarını mükemmel bir şekilde kullanıyor,yakın boğuşmayı ve silahsız mücadele etme yöntemlerini başarıyla uyguluyorlardı.Özellikle Hun Türk'lerinin geliştirdiği Hun boksu adlı savaş tekniği ve silahsız mücadele sanatı o dönemde dahi efsane haline gelmişti.Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi Çin savaş sanatlarının geliştiği dönemlerde Türk savaş sanatları altın çağını yaşıyordu.Türk'lerle sürekli çatışma içerisinde olan Çin'lilerin Türk'lerin bu savaş sanatlarından etkilenmemesi ve kendi sanatlarına aktarmalar yapmaması imkansız gibi gözükmektedir.Ayrıca geçmiş satırlarda'da belirttiğimiz gibi Çin'liler sürekli mağlup oladukları Türk'lerin askeri ve savaş teknikleri, disiplinlerini kopyalayıp uyguladıktan sonra Türk'lerle başa çıkabildikleride bir gerçektir. 

Hun'luların bulup geliştirdiği ve diğer Türk boylarınında kullandığı bu mükemmel savaş sanatı hakkında ne yazıkki günümüzde kaynak niteliğinde bilgi yok denecek kadar azdır.Bunun yanısıra Türk boylarının kendine özgü geliştirdikleri ve zamanla adları tarihin derinliklerine gömülüp kaybolan bir çok özel sistemler vardır.Bunların biriside KOBOS denilenve Türk'lerin savaşlarda kullandığı yakın döğüş şeklidir.Çin'li savaş sanatları tarihçileride kasıtlı olarak Türk'lere maledilmesi kaygısıyla bir zamanlar kendilerininde yararlandıkları bu sanatladan hiç bahsetmemişlerdir.Buna rağmen bir çok Avrupalı tarihçi yaptıkları araştırmalarda,Hun boksunu ve diğerözel stilleri kabul etmişler ve bir çok tarihsel kalıntılardaki özellikle Hun boksu ile ilgili gravürlerin varlığını kabullenerek eserlerinde yer vermişlerdir.Hun'lulların çoçuklarına ilk öğrettikleri oyun olan Hun boksu yıllar süren ağır çalışmalarla Hun'lu çoçuklara öğretilir ve sonunda korkunç bir savaş gücüne sahip savaşçılar yetişirdi.Günümüzde özellikle Avrupa'da popüler olarak çalışılan bir Kung-fu sistemi olan HUN-GARY stilinin gerek isim olarak gerekse teknik yapılanmasında Hun Türk'lerinin önemli etkisi olduğu idda edilmektedir.Ne yazıkki bu tip iddalar hep birer varsayım olarak olarak günümüze kadar gelmiştir.Belge niteliğini taşıyacak çok az kaynak vardır.Çin'li kaynaklar ise bu sanatları kendi nufusları altına alabilmek için, Çin'li olmayan hiç bir sanata yer vermemişlerdir. 

TÜRK ETKİLERİ 
Kitabımızın bu noktasına kadar Çin ve Türk tarihlerinin birbiri ile ne kadar ilintilili olduğunu iki millet arasında kültür,sanat,sosyal düzen,savaş sanatları vb.bir çok konuda ister istemez alış veriş yaptıklarını ve bu yüzdende birbirlerinden etkilenmelerinin doğal olabileceğini kanıtlamaya çalıştık.Bundan amacımız elimizdeki bir çok varsayımı Tarihsel ve mantıksal gerçeklerle bağdaştırmaktır.Şimdi bu etkilenmelere bir iki tane örnek vererek konumuza devam etmek istiyoruz.

T-SİN adlı dinsel etkiden meydana gelmiş on iki seneye çağ denilen bir Türk takvim türü vardır.Bu takvim türü on iki hayvan'ın ismleriyle ifade edilir.Yine bu isimlerin Kung-fu'da bilinen hayvan teknikleri ile benzerliğinin olması önemli bir rastlantıdır.Tavuk,At,Tavşan,Öküz,Domuz.Maymun,Yılan,Sıçan,İt, Pars, Koyun ve timsah isminden oluşan bu takvimi Çin'e,Tibet'e,Hindi Çin'e,Mançuri'lere ve moğollar'a sokan ünlü Ortadoğu ve Avrupa tarihçisi EDORİAL CHAVANNES'e göre Türk'lerdir.Bu durum sadece Asya'da geçerli değildir.Nitekim bu günki Macarlar kendilerine ve ülkelerine MAGYAR derler.Halbuki Avrupa'lıların onlar için söyledikleri HUN-GARY veya HONGRİE gibi kelimeler Türk'lerin OĞUZ'lardan türemiş bir boy olan ONGUR boyunun ismi olan bu kelimeden türemiştir.Ongur kelimesinin Hun Türk'lerini ifade ettiği varsayılmaktadır.

Hun'lularında doğu topraklarında başlayarak Avrupa'ya kadar yayıldığı ve uzunca bir müddet özellikle Macar topraklarını hakimiyeti altına aldığı bilinmektedir. Buna benzer etkilenmeleri döğüş sanatlarında'da görmemiz mümkündür.Dağa önce satırlarımızda belirttiğimiz Hun-gary sisteminden doğan ve bugünki modern Wu shu dahil olmak üzere hemen hemen her Kung-fu stilinde çalışılan ve genel ismi ile süvari duruşu veya mahbo diye bilinen duruş şeklinin At'larla ayrı düşünülmeyen ve At üstünde savaşan savaşçı anlamına gelen bir Türk yapılanması olduğu reddedilmeyecek bir gerçektir.

Başka bir örnekte günümüzün Wu shu sistemi, modernize ettiği SANSHOU veya SANDA ismi ile anılan müsabaka sisteminin temelini Çin'in geleneksel olarak uygulanan ve sonu genellikle ölümle sonuçlanan LEİ TAİ isimli döğüş sanatından oluşturmuşlardır.Bu sistemde en önemli yer tutan günümüz ismi ile Güreş veyahut Judo diye bilinen tekniklerin Yüzyıllar önce Türk boylarının geliştirdiği Aba güreşine ve Hun Boks'unun yakın döğüş tekniklerine çok benzediği hatta bu sistemlerden etkilenerek temellerinin oluşabileceği varsayımı önemle dikkate alınmalıdır.

Bu konuya bağlı olarak ülkemizde özellikle Judo branşında isim yapmış biri olan sn.İBRAHİM ÖZTEK'in Judo'nun menşei isimli eserinden bir bölümü size aktarmak istiyorum.sn.İbrahim öztek şöyle diyor.'' Bugünki Judo Orta Asya'da doğmuş çok eski bir Türk spor'u olup,Japon'lar tarafından stilize edilerek,bu günki modern ve teknik şahsiyetini kazanmıştırBugünki manada,en başlıca eğlence şenliklerini süsleyen,Orta Asya Türk'ünün birbirini tutarak kuçaklıyarak,yere atıp pes ettirerek,yaptığı o spor çekirdeğinden doğup,insan gücünü temsil eden spor'lar haline gelmişlerdir.Bu güç, teknik kabiliyetle dağada kuvvetlenmiştir.Judo'nun özünü bu gün Türkmen'ler arasında kendine has bir şekilde görmekte ve Aba güreşi dedikleri bu spor'la Judo arasında rahatlıkla rabıta kurulabilmektedir.'' 

Yukarıdaki satırlarda geçen iddalar,bizim tezimizi doğrulamaktadır.İddamız gayet mantıksal ve bilimsel verilerin kabul ettiği bir olgudur.Günümüzde Amerika kıtasında yaşayan Kızılderili diye tabir edilen topluluğun Türk'ler ile aralarında olan akrabalık bağları ve Kızılderili'lerin Türk olabileceği ilim adamlarınca kanıtlanmaya çalışılmaktadır.Bizim iddamız ise Amerika kadar uzak olmayan Çin'in gelişme devrelerinde bir çok konuda olduğu gibi döğüş sanatlarınıda Türk'lerden etkilenerek sistemleştirdiğidir.Ancak önemle şunu ifede etmek istiyorum.Bizim bu iddalarımız yanlış anlaşılmamalıdır.

Bizim Kung-fu'yu Türkler içat etti diye bir iddamız asla yoktur.Böyle bir idda'dada bulunmamız gülünç olur.Bize göre Kung-fu sistemleştiği dönemlerde,Türk milletinin kenddine has savaş sanatları bu sistemleşmenin önemli bir kaynağı ve temeli olmuştur.Nasılki Kung-fu Japon Karete'sine ve Kore Taekwon-do'suna etki yapmışsa Türk savaş sanatlarıda Kung-fu'nun gelişimine etki yapmıştır.Çin'li tarihçilerin bu konuya taraflı bakmalarından ve malesef bizim tarihçilerimizin bu konu ile hiç ilgilenmemelerinden dolayı bu iddalarımız hakkında elimizde yeterince belge ve kaynak yoktur.Ancak biz Kung-fu sporundaki Türk ve Hint etkilerinin mutlak süretle araştırılmasını ve gündeme getirilmesini arzuluyoruz.Bu eserimizlede buna bir başlangıç yapmış olduğumuza inanıyoruz.

Yine ülkemizde Do spor'ları ile ilgilenen tüm antrenörlere çağrı yapmak istiyoruz.Lütfen bu konuyu her ortamda gündeme getirin öğrencilerinize ve çevrenize bu gerçekleri anlatın,spor kamuoyuna yazdığınız yazılarda ve açıklamalarda bu iddalara yer verin böylece bu konuyu sürekli gündemde tutarak Do spor severleri bilgilendirelim ve dağa ciddi ve bilimsel araştırmaların yapılması için var güçümüzle çalışalım.Yine bu konu ile ilgili elinde bilgi,belge veya fikir ve düşüncesi olan tüm spor'cular ve spor severlerin mutlaka bizimle irtibata geçmesini istiyoruz.Bu konuda gerekiyorsa büyük bir konsensüs oluşturarak bu iddalarımızı yurt genelinde ve uluslar arası arenada gündeme getirerek gerçekleri haykırmalıyız.Bize göre bu güzel spor'un gelişmesinde ve temelinde Atalarımızın payı ve etkisi olması her Türk gibi bizide gururlandırmakta ve övünç kaynağı olmaktadır.

 


 

Facebook beğen
 
Reklam
 
ALPAGU MARTİAL ARTS- TÜRK SAVAŞ SANATI
 
Sistem Kurucusu :Coşkun DURMUŞ
Dünya Federasyonu: Ayhan ÖZKAN
Türkiye Tem. :Osman YÜCEL
Azerbaycan Tem. :Rehman HUSEYNOV
İran Tem. :Hassan ALİZADEH
Pakistan Tem. :Rashid MAHMOOD
Almanya Tem. :Volkan HACIHASANOĞLU
Karadağ-Montenegro :Samir KLİMENTA
Hun Boksu Tem. : Yılmaz BAYGÜL
Kobos Tem. : Selçuk UĞURLUEL
Turon Tem. : Fatih AŞAN
Alpagu Turon tem. : Cengiz AŞAN
Tepük Tem. : Ertuğrul KESTEL
Oba Boksu Tem. :Talat AYHAN
Terekeme Tem. : Savaş KARADAĞ
DÜNYA ALPAGU FEDERASYONU
 
TÜRK MİLLETİ SAVAŞÇI OLDUĞU KADAR BARIŞÇI BİR MİLLETTİR. ATATÜRK BUNU YURTTA SULH CİHANDA SULH VECİBESİ İLE DE KANITLAMIŞTIR. ALPAGU MÜCADELE SANATIDA BUNU DESTEKLER BİÇİMDE ZOR DURUMDA İKEN SALDIRGAN DİĞER DURUMLARDA SAKİN OLMASINI BİLEN BİR SAVAŞ SANATIDIR.
ALPAGU SİZİN ÖZ MALINIZ
 
TÜRK SAVAŞ SANATI ALPAGU
01- HUN BOKSU
02- TURON
03- KOBOS
04- ABA GÜREŞİ
05- TEREKEME DÖVÜŞÜ
06- KURAŞ
07- GÜREŞ - KÖREŞ
08- KUŞAK GÜREŞİ
09- YATAĞAN(Türk Kılıcı)
10- KEMANKEŞLİK (Ok ve Yay )
11- TEPÜK
12- ATLI GÜREŞ
13- ATLI OKÇULUK
14- OBA BOKSU
15-OĞUZ KÖREŞİ
16-SIR SAVAŞ SANATI
SPORLARININ BİRLEŞTİĞİ MERKEZDİR.
ALT BRANŞLAR
 
TÜRK KILIC SANATI
TUĞ ( UCU AT KUYRUĞUNDAN PÜSKÜLLÜ MIZRAK)
BOO (1.20 CM UZUNLUĞUNDA FIRINLANMIŞ SOPA)
YAY (KEMANKEŞLİK)
 
toplam 104812 ziyaretçi (231708 klik) kişi ziyaret etti
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
WORLD ALPAGU FEDERATION TURKIS MARTIAL ARTS